Pazar, Ekim 16, 2005

Kalbi doyurmak nasil?

Gönderen: A...@gmail.com
Tarih: Pazar 16 Ekim 2005 14:56


İnsan çok karmaşık bir varlık,
kendi aklına sığmayacak kadar..
Beden var, akıl var, gönül var.

Bedeni doyurmak kolay,
on dakikalık bir ziyafet ona yeter,
sabaha kadar tok tutar.

Aklı doyurmak kolay değil, ama mümkün.
Bir tablo, bir senfoni, bir hikaye, bir film,
bir teorem, bir makine, bir katedral ...
ilgili konuda eğitilmiş aklı doyuruyor.

Ya gönül, kalb, ruh nasıl doyacak?

--

Gönderen: L...@gmail.com
Tarih: Çarş 19 Ekim 2005 15:24


> Ya gönül, kalp, ruh nasıl doyacak?

ellezîne âmenû ve tatmeinnu qulûbuhum bizikrillâh
Onlar iman eden ve Allah'ı anmakla kalpleri tatmin olanlardır
elâ bizikrillâhi tatmeinnul-qulûb
Dikkat edin! Kalpler yalnız Allah'ı anmakla tatmin olur.

Kalpler neden Allah'ı anmakla tatmin olur? Allah'ı anmak ne demektir? Sadece dilinin ucuyla anıp da "neden kalbim huzursuz" diye şaşıranlara ne demelidir?

Bu sorulara tam bir cevap vermeyeceğim. Sadece yola üç tane işaret koyacağım. Üçü de Mevlânâ Hz.'den. Bakalım, o bize nasıl yol gösterecek.

Birincisi şu:

İnsanların kalplerindeki marazlara sık sık işaret eder, Mevlânâ. Kötü huylar, riya, ucub, haset, kin, gurur, kibir... Bunların hepsi kalpte birer diken gibi dururlar. Dikenlerden kurtulmak için uygulanabilecek bir metod, o dikenleri tek tek sökmektir! Kötü huyların üzerinde tek tek durup, onları izale etmeye çalışmak...

Ancak başka bir yol daha vardır onları yokedecek: Kul Allah'ı çokca andıkça, onun gönlüne Allah'ın sevgisi yerleşir de, Allah aşkı, ateşin kuru dikenlere dalıp da onları bir anda yakıp kül ettiği gibi, o marazları yok eder... Ve bu hâl insana çok daha hızlı yol aldırır.

İkincisi:

Bir Hz. Yusuf hikayesi vardır Mesnevi'de... Adamcağızın biri Hz. Yusuf'a bir hediye vermek ister. Düşünür, taşınır, ne versem diye. Çünkü Hz. Yusuf'un herşeyi vardır... En sonunda ona yüzeyi pürüzsüz bir ayna verir. Ona sunabileceği en güzel hediye, Hz. Yusuf'un kendi güzel cemâline bakabileceği bir aynadır!

İşte kul da kendi kalbini öyle saflaştırmalıdır ki, kalbini, kendi ruhundan üfleyip verdiği Yaradan'ına bir ayna haline getirebilsin... Ve hesap gününde, Rabbine sunabileceği en güzel hediyeyi, "selim kalb"ini sunabilsin... Ve hatta "Mümin, kendisine bakınca Allah'ı hatırlatır" mealindeki hadis bu hâle işaret ediyor olsa gerek...

Üçüncüsü:

Mesnevi'deki çoban hikayesidir... Çobanın biri kendi kendine, Rabbine hamdu senâlar etmektedir: "Ey Rabbim," der, "nerdeysen bir iste, ayacağızını yıkayayım, bitlerini temizleyeyim, sana koyunlarımın en güzel sütlerinden vereyim, yastığımı sana vereyim de yatasın... vs. vs." Böyle sözler sarfederken, Hz. Musa onu duyar, kızar:

- "Bu yaptigin ne kadar yanlış!" der. "Hiç Allah böyle senin söylediğin gibi bir insan gibi olur mu? Allah hepsinden uzaktır. Sakın böyle şeyler söyleme, sus!" diye çobanı azarlar. Çoban birden altüst olur, çok pişman olur, Allah'ı anmayı bırakır ve hızla ordan kaçar. Ama Allah-u Teâlâ hemen Hz. Musa'yı uyarır: "Sen ne yaptın!" der, "Kulumun kalbi benim sevgimle dolu idi, kendi elinden geldiğince beni anmakta idi. Sen onu neden azarladın! Belki diliyle âdâba en uygun şekilde beni anmasını bilmiyordu, ama hâliyle bana şükrediyordu."

Hz. Musa bu ikazın ardından yaptığına pişman olur, çobanın peşinden koşar. "Sen istediğin gibi Allah'ı anmaya devam et" der. Ama çoban artık eski hâlinden tevbe etmiştir.

Mevlânâ, Mesnevi'nin ilerde bir yerlerde beyitler boyunca kendi o incelikli anlayışıyla, beliğ bir tarzda Rabb'ul Âlemin'e hamdu senâlar sunar, onun sıfatlarını izaha çabalar. Ama en sonunda da şunu kendi kendine itiraf eder: "Ben bu sözleri söyledim ama acaba o çobanın yaptığından farklı bir şey mi yapıyorum?". Ben de ancak kendi algım kadar söze dökebiliyor, Allah'ı anlatabiliyorum...

Kul ne söylese, kul ne zannetse Allah ondan uzak. Hani, "Ne ki O sanırsın, O'na perdedir" dedikleri gibi...

Velhâsıl, anladığım o ki, insanın ruhuna en uygun yol Allah'ı hatırlama üzere kalmaktır. O hâl insanın ahsen-i takvim üzere yaratılışının sonucudur. O'ndan ayrı kalış ancak kalpteki marazlar neticesidir, ki onları izâle eden de ancak Allah'ı hatırlamaktır.

İkincisi, insanın yaratılışındaki tek maksad O'nu bilmesidir. O'na ayna olmasıdır. Yüzünü şu esfel-i sâfilin olan dünyaya değil, Yüce Yaratıcı'sına çevirmesidir.

Üçüncüsü ise, biz ne yaparsak yapalım, nasıl zikredersek zikredelim O herşeyden münezzehtir. Hamd O'nundur.

Vesselam...

--