Namaz borç değil, alacaktır
From: A...@gmail.com
Date: Sun, Dec 18 2005 5:45 pm
Hiç vergi dairesine gittiniz mi?
Gittiyseniz, herkesin asık suratlı olduğunu iyi bilirsiniz.
Oraya insanlar borç ödemeye gelmiştir, hiç istemeden.
O borcu ödemezlerse devletin sopası vardır, zorla ödetir.
Mart ayı gelince insanlar işlerini bırakıp sıraya girerler,
vergilerini öderler. Çünkü ödemezlerse, ödeten var.
Alış-veriş merkezlerindeki insanlar ise güler yüzlüdür.
Seve seve oraya gidiyorlar, zevkle para harcıyorlar.
Çünkü karşılığında bir şeyler topluyorlar.
Camiye giden insanlar sizce hangisine daha çok benziyor?
"Bu benim borcumdur, ödemezsem Cehennemde öderim"
anlayışı mı daha yaygın, yoksa şu düşünce mi:
"Burada zaman harcıyorum, ama sevab topluyorum"
Ben ikinciden yanayım. Namaz borç değil alacaktır.
Camilere borç ödemeye değil, alacak tahsiline giderim.
Bilirim ki bir tek vakit kaçırsam onun yeri ebediyyen
boş kalacaktır, bir daha doldurulamaz.
"It's now or never" sözü tam bu duruma uygun:
ya şimdi, yada hiçbir zaman
--
From: A...@gmail.com
Date: Wed, Jan 4 2006 6:50 am
Vergi dairesindeki asık suratlılarla alış-veriş merkezlerindeki güler yüzlüleri kıyaslamış ve "Camilere borç ödemeye değil, alacak tahsiline giderim" demiştim.
Bugün başka bir kıyas: Ziyafet sofrası ve bulaşık tezgahı.
Bir ziyafetin bedene verdiği tadın benzerini, namaz kılarken ruhumuz duyuyor mu? Yoksa yemek sonrası bulaşıkların verdiği "tatsız bir mecburiyet" duygusu mu hakim?
<< Ana Sayfa