Herşey apaçık
From: L...@gmail.com
Date: Wed, Jun 22 2005 12:20 am
Mesnevî'de hoş bir hikaye anlatılır. Müflisin biri vardır. Ama öyle böyle müflis değil...
Adamı hapse atmışlardır ama o, tüm kötülüğüyle hapisteki mahkumlara bir türlü rahat vermez. Herkesi inim inim inletir. Hapishane halkı bu duruma dayanamaz ve gidip kadıya yalvar yakar olurlar: "Ne olur bizi bu kötü adamdan kurtar!"
Dışardaki kişi azgınlık ederse varacağı yer hapistir, ama ya hapisteki adam böyleyse ne yapmalı? Kadı bunun üzerine düşünür taşınır ve şu kararı verir. Madem bu müflis diğerlerine zulmetmekte, o vakit en iyisi bu adamı hapisten çıkarmak. Çıkmasına çıksın ama bunu bütün herkese de duyuralım ki, kimse bu adamın yanına yaklaşmasın, hiçbir alış-veriş etmesin. Elden geldiğince ondan kaçsın. Çünkü bu müflisin eline düşene artık gün yüzü yok.
Karar verilir ve hemen bir tellâl görevlendirilir. Bir bedevinin de devesini alırlar, sabahtan akşama dek nerde taş üstünde taş varsa, nerde bir insan oturuyorsa orada bağırırlar: "Ey ahâli, duyduk duymadık demeyin. Bu adam müflistir. Buna yaklaşmayın. Yaklaşıp da kendinizi yakmayın."
Akşama dek sürer bu. Gün batar. Artık evlere dönülecek, müflis salıverilecektir. Deveden inerken bedevi durur, "Yahu, sabahtan beri devem üstünde gezer durursun. Arpan yoksa da, bari bir avuç samanın da mı yok ki, benim şu deveciğime versen!"
Müflis bile şaşar bu işe: "Behey adam" der, "sabahtan beri benim için ne diye bağırılıyordu, hiç mi duymadın? Kulağını nasıl kapattın? Ben ki kendinde hiçbir şey olmadığı gibi, elimden gelse başkasının aşına el koyarım. Sen daha benden ne beklersin, ne istersin!"
O tellâlın sesinden daha kuvvetle Rabbimiz şeytana karşı bizi uyarırken nasıl kalbimizi bu nasihatlara kapatırız, bilmem ki?
Allah Teâlâ'nın uyarıları çok açık. Düşman çok açık.
Sonra, hidayete giden yollar çok açık. Kur'an çok açık. Risalet çok açık.
Hâlâ nasıl kulaklarımızı tıkarız, bilmem ki?
Yâsin deriz önce, sonra "imâmin mubîn", yani apaçık kaydedilişe buyrulur:
12. Hiç şüphesiz ölüleri (sadece) biz diriltiriz! Önden gönderdikleri şeyleri ve (bıraktıkları iyi veya kötü bütün) eserleri yazarız. (Zaten biz) her şeyi apaçık bir kütük (ve tutanak olan Levh-i Mahfûz')da say(ıp zaptet)mişizdir.
Sonra, apaçık tebliğ: "belâgul-mubîn"
16-17. (Elçiler) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki hakîkaten biz, size gönderilmiş elçileriz. Üzerimizdeki (vazîfe), açıkça tebliğden başkası değildir."
Hâl böyleyken hâlâ ilahlar edinmek nasıl da apaçık bir şaşkınlıktır: "dalâlin mubîn":
23-24. Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim? Eğer çok esirgeyen (Allah) bana bir zarar vermek dilerse, onların (o putların) şefaati bana hiç bir fayda vermez ve beni kurtaramazlar. Şüphesiz (böyle yaparsam o zaman) ben, apaçık bir şaşkınlık ve ziyan içinde olurum.
Eğri gözler doğru görse şaşmalı. Hele de o eğri gözlerin ceplerine dokunacak işler olursa:
47. Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden (Allah rızası için fakirlere) harcayın" denildiği zaman küfre sapanlar, inananlara, "Allah'ın dilediği taktirde yedireceği kimseye biz mi yedirecekmişiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık üzeresiniz" dediler.
Ve apaçık düşman bellidir: "âduvvun mubîn". İşte, en büyük müflis, başka müflis aramaya ne hâcet:
60-61. Ey Âdemoğulları! Ben size "Şeytana kulluk etmeyin/tapmayın, çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte doğru yol budur" diye bildir(ip emret)medim mi?
Hamd O'na ki, Kitabımız da apaçıktır. Akleden kalplere, çağlayan gözlere, haşyet duyan gönüllere: "qurânun mubîn"
69. Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik, (bu) ona yakışmaz da. O(nun getirdiği) bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dan başkası değildir.
İnsan nasıl da yaratılışına bakmaz, haddi aşar, kibre düşer, hasım kesilir ve kendine yazık eder: "hasîmun mubîn"
77. İnsan, bizim kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi o apaçık hasım kesildi.
Peki, apaçık yollar dururken, nasıl apaçık düşmanın eline düşülür de apaçık hasım kesilinir?
Mevlânâ Hz.'nin hikayesinde bunun sebebi söylenir: Tamah. İnsanın tamah etmesi... Neye mi? Dünya namına ne diyorsa, ona... Dünya namına neye değer veriyorsa, ona... Bu ister bir çöp parçası olsun, veyahut da taş... Ya bir kağıt parçası, ya da bir insan, hani onu O'ndan uzaklaştıran... Ya da bizzat kendisi... Kendi arzu ve istekleri... Velhâsıl dünya işte... Mâsiva...
Rabbimiz bizi ham tamahtan korusun, dilerim. Teşhisinde Mevlânâ'ya hak veririm.
Bizi Yolundan hiç ayırmasın.
Selamlarımla
--
From: S...@gmail.com
Date: Wed, Jun 22 2005 11:33 am
> Mevlânâ Hz.'nin hikayesinde bunun sebebi söylenir: Tamah.
> İnsanın tamah etmesi... Neye mi? Dünya namına ne diyorsa,
> ona... Dünya namına neye değer veriyorsa, ona... Bu ister
> bir çöp parçası olsun, veyahut da taş... Ya bir kağıt
> parçası, ya da bir insan, hani onu O'ndan uzaklaştıran...
> Ya da bizzat kendisi... Kendi arzu ve istekleri... Velhâsıl
> dünya işte... Mâsiva...
Bu satırlar sanki bugünlerdeki duygu ve düşüncelerimi yansıtıyor. Bu satırlar insanın tamah etmesi sebebiyle Allah'tan uzaklaştığını vurguluyor. Ben ise bugünlerde bu şekilde bir uzaklaşma değil ama tamah etmemiz sebebiyle aslında sahip olduğumuz nimetler, güzelliklerden uzaklaştığımız ve son derece luzumsuz bir şekilde kendimizi mutsuzluk denizine attığımızı düşünüyorum.
Bir kağıt parçası, mesela bir evin tapu işinde ters giden birşeyler canımızı öylesine sıkıyor ki, oturmakta olduğumuz evin rahat huzurlu ortamını unutuveriyoruz.
Çocuğumuzun adının falanca okulun kurrasında çıkmamasına kafamızı öyle bir takıyoruz ki, o güzel, sağlıklı yavrumuzun mutluluk içinde odasında oynamakta olduğunu görmüyoruz bile.
Arabamızdaki ufacık bir çizik bizi öyle derinden üzüyor ki, o arabayla yaptığımız neşe dolu yolculukları hatırlamıyoruz.
Siz de ben de daha pek çok örnek verebiliriz herhalde bu tür şeylere tamah etmemiz sebebiyle kaçırdığımız güzellikler için.
Oysa sadece bize verilmiş olan bütün bu nimetlerin şükrüyle yaşamayı öğrenebilsek acaba hayatımız çok daha mutlu ve huzur dolu olmaz mı?
Selamlarımla
--
From: S...@gmail.com
Date: Wed, Jun 22 2005 11:57 am
Aslında belki Allah'a şükretmeyi unutmak Allah'tan uzaklaşmakla aynı anlama geliyor.
Selamlarımla