Cumartesi, Aralık 31, 2005

Zilhicce ve on gecesi

From: A...@gmail.com
Date: Sat, Dec 31 2005 3:30 pm


İki saat sonra (Cumartesi) güneşin batışıyla Zilhicce (Hac ayı) başlıyor. Bu ayın ilk on gecesinin özel bir önemi var:

89:1-2 vel-fecr, veleyâlin 'aşr
Tanyerinin ağarmasına and olsun, on geceye and olsun

Onuncu gece, hacıların Müzdelife'de sabahladığı bayram gecesi.

Bu on gecenin fazileti hakkında hadisler de vardır. Bunlar arasında Ahmed ve Buhârî'nin İbnü Abbas'tan merfu olarak rivayet ettikleri şu hadisi sayabiliriz: Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş on günde yapılan işten daha faziletli ve yüce Allah'a daha sevgili olsun. Ashab: 'Ey Allah'ın Resulü! Allah yolunda cihad da mı değil?' dediler. 'Allah yolunda cihad da değil, buyurdu. Ancak malıyla ve canıyla Allah yolunda cihad edip de onlardan bir şey ile dönmeyen hariç."
http://www.kuranikerim.com/telmalili/fecr.htm

Zilhicce ayınız ve on geceniz mübarek olsun.

--


From: A...@gmail.com
Date: Sat, Jan 7 2006 6:37 am


> Bu ayın ilk on gecesinin özel bir önemi var:
>
> Onuncu gece, hacıların Müzdelife'de sabahladığı bayram gecesi.

Yedincisi de geçti. Sadece üç gece kaldı.

Yarın (Pazar) akşam Mekke boşalmaya başlıyacak,
Arefe günü (Pazartesi) büyük bir toplantı var.

Bunun ayrıntıları Korunmuş Kitap arşivlerinde:
Hac Ayı ve On Gecesi
Haccın Gerekleri
Beytullah'ı Ziyaret
Hac Arafat'ta Başlar
Muzdelife, Mina, Kâbe

Cuma, Aralık 30, 2005

Her âyetinde Allah ismi


From: AI...@gmail.com
Date: Fri, Dec 30 2005 9:49 pm


Güzellikler dolu Tesnim Pınar'ımızda,
Uzun zaman geçti, sorulmadı bulmaca.
Kitab'ımızda öyle bir sûre var m'ola?
Her âyetinde Allah ismi zikr ola !

--


From: L...@gmail.com
Date: Fri, 30 Dec 2005 23:11:00 +0200

> Kitab'ımızda öyle bir sûre var m'ola?
> Her âyetinde Allah ismi zikr ola !

Çok ilginç bir soruydu. Daha önceden hiç duymamıştım.

Meğer Mücadele suresiymiş. Her ayette Allah ismi zikredildiği gibi, çoğu ayette iki kere tekrarlanmış. Hatta ilk ayette 4 kere!

Mücadele suresi Medine döneminde inmiş. 58. sure. Toplam 22 ayet.

Bu sure içinde bir takım görgü kurallarından da bahis var. Benim ilgimi çeken ayetlerden biri şu idi:
58:11 Ey îman edenler! Toplantılarda size: "(Gelenlere) yer açın" denildiği zaman, hemen yer açın (genişletin) ki, Allah da size genişlik ver(ip darlığınızı gider)sin. "Kalkın (yer verin)" denildiğinde kalkın ki, Allah sizden îman edenlerle, kendilerine ilim verilmiş olanları derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Pazar, Aralık 18, 2005

Namaz borç değil, alacaktır

From: A...@gmail.com
Date: Sun, Dec 18 2005 5:45 pm


Hiç vergi dairesine gittiniz mi?
Gittiyseniz, herkesin asık suratlı olduğunu iyi bilirsiniz.
Oraya insanlar borç ödemeye gelmiştir, hiç istemeden.
O borcu ödemezlerse devletin sopası vardır, zorla ödetir.
Mart ayı gelince insanlar işlerini bırakıp sıraya girerler,
vergilerini öderler. Çünkü ödemezlerse, ödeten var.

Alış-veriş merkezlerindeki insanlar ise güler yüzlüdür.
Seve seve oraya gidiyorlar, zevkle para harcıyorlar.
Çünkü karşılığında bir şeyler topluyorlar.

Camiye giden insanlar sizce hangisine daha çok benziyor?
"Bu benim borcumdur, ödemezsem Cehennemde öderim"
anlayışı mı daha yaygın, yoksa şu düşünce mi:
"Burada zaman harcıyorum, ama sevab topluyorum"

Ben ikinciden yanayım. Namaz borç değil alacaktır.
Camilere borç ödemeye değil, alacak tahsiline giderim.
Bilirim ki bir tek vakit kaçırsam onun yeri ebediyyen
boş kalacaktır, bir daha doldurulamaz.
"It's now or never" sözü tam bu duruma uygun:
ya şimdi, yada hiçbir zaman


--


From: A...@gmail.com
Date: Wed, Jan 4 2006 6:50 am


Vergi dairesindeki asık suratlılarla alış-veriş merkezlerindeki güler yüzlüleri kıyaslamış ve "Camilere borç ödemeye değil, alacak tahsiline giderim" demiştim.

Bugün başka bir kıyas: Ziyafet sofrası ve bulaşık tezgahı.

Bir ziyafetin bedene verdiği tadın benzerini, namaz kılarken ruhumuz duyuyor mu? Yoksa yemek sonrası bulaşıkların verdiği "tatsız bir mecburiyet" duygusu mu hakim?

Selâm, Celâl, İkrâm


From: A...@gmail.com
Date: Sun, Dec 18 2005 11:47 am


allâhumme entes-selâm
Allah'ım, Selâm Sen'sin

Deniz kenarındayım, sular sakin, huzurlu.
Ağaçlar sessizce yapraklarını döküyor.
Kuşlar, böcekler yavaşça hareket ediyor.
Her tarafta esenlik var, huzur var.

veminkes-selâm
Selâm Sen'den

Bu huzur, bu sessizlik, bu esenlik...
hep Selâm isminin tecellisi.

tebârekte yâ zel-celâl
Ne yücesin, ey Celâlli

Birden fırtına çıktı, deniz köpürdü, kabardı.
Fırtınanın uğultusu dalgaların çağıltısına karıştı.
Ağaçlar çatırdıyor, bütün yapraklar döküldü.
Kuşlar, böcekler çoktan kuytu yerlere saklandı.
Uzaktan vahşi hayvanların uluma sesleri geliyor.
Zayıf dallar kırılıyor, güçsüz bireyler ölüyor.
Bunlar da Celîl isminin tecellisi.

vel-ikrâm
ve İkramlı

Meğer bu celal gösterisi boşuna değilmiş.
Arkadan gelen rahmet yağmuru bize ikram
olarak geri geldi. Kerîm isminin tecellisi.

Biraz gayretle her olayda bu tecellileri görebiliriz:
Selâm, Celâl, Ikrâm.

---



From: L...@gmail.com
Date: Mon, Dec 19 2005 12:17 am


Kâinata bakıp da böyle okumalar yapmak ne güzel... Ve aslında ne kadar da önemli...

Böyle satırlar okuyunca, aklıma hemen Allah Rasulu'nun (sav) kimi sözleri geliyor. Onun bize öğrettiği kâinat okumalarını hatırlıyorum. O da bir kızıl gün batımında, "Ya Ebâ Zer, güneş ne yaptı?" diye soruyordu. Kendi sualine yine en güzel cevabı kendisi vererek: "Secde etti!"

Dünyanın bizi soktuğu kalıplardan çıkıp nefes almış gibi oluyor insan, etrafa bu gözle bakmaya başladı mı... Hem ne güzel demiş diyen:

"Bir göz ki, ânın olmaya ibret nazarında
Ol sahibinin düşmanıdır baş üzerinde"

Sahi, ibret almayacaksa göz, ne görür ki?

> Meğer bu celal gösterisi boşuna değilmiş.
> Arkadan gelen rahmet yağmuru bize ikram
> olarak geri geldi. Kerîm isminin tecellisi.

Bu cihanın kevnu fesad âlemi olması sanırım bu demek... Her bir doğuş, yükseliş, başlayış, ancak bir bozuluştan, bir yıkılıştan, bir bitişten sonra oluyor. Âleme sukûnet hâkimken, "Selâm" sıfatının tecellisini ilk anda çok farkedemiyoruz belki. Ama, "Celâl" sıfatı kendini bir göstermeyegörsün... Selâmı da anlatıyor bize, celâli de... Derken tam "Herşey bitti!" diyecekken, bir de bakıyoruz ki, meğer o çözülüş içinde muhteşem bir doğum gizliymiş. Meğer tırtıl kelebek olurmuş. Acı koruk, helvaya, karanlık gece aydınlık sabaha dönermiş. Ne ilginç.

Salı, Aralık 13, 2005

Eskimez bir dua


From: C...@gmail.com
Date: Dec 8, 2004 2:44 PM

Ne güzel bir duâ:

"İlâhî!
Hamdini sözüme sertâc ettim,
zikrini kalbime mi'râc ettim,
kitâbını kendime minhâc ettim.

Ben yoktum vâr ettin,
varlığından haberdâr ettin,
aşkınla gönlümü bîkarar ettin.

İnayetine sığındım, kapına geldim,
hidayetine sığındım, lûtfuna geldim,
kulluk edemedim, affına geldim.

Şasırtma beni, doğruyu söylet,
neş'eni duyur, hakikati öğret.
Sen duyurmazsan ben duyamam,
Sen söyletmezsen ben söyleyemem,
Sen sevdirmezsen ben sevemem.

Sevdir bize hep sevdiklerini,
Yerdir bize hep yerdiklerini,
Yâr et bize erdirdiklerini.

Sevdin habibini, kâinata sevdirdin.
Sevdin de hil'at-i risâleti giydirdin.
Makam-ı İbrahim'den Makam-ı Mahmûd'a erdirdin.
Server-i asfiyâ kıldın.
Hâtem-i enbiyâ kıldın.
Muhammed Mustafa kıldın.
Salât-u selâm ona,
onun âl-u ashâb-u etbâına, yâ Rab!"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

--

From: L...@gmail.com
Date: Thurs, Dec 9 2004 4:56 pm

Bu duayı bizlerle paylaşan arkadaşımıza çok teşekkürler ediyorum.

Müsaade eder misiniz, buradaki birkaç cümleye biraz daha yakından bakalım...

> Ilâhî! Hamdini sözüme sertâc ettim

Sertâc, yani baş tacı...

Aklıma hemen yenilerde öğrendiğim bir hadis-i şerif geliyor: "Efdalud-du'a el-hamdu lillâh".
Kitab'ımız da öyle başlamıyor mu, zaten.

> zikrini kalbime mi'râc ettim

Mi'râc etmek, yani yükseltmek... Dil ile zikretmek kolay ama esas maharet onu kalbe yükseltmekte... Çünkü Allah-u âlem,

"Bir kez Allah dîse aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân"

> kitabını kendime minhac ettim

Yolum Kitab'ındır.
"Minhac" kelimesi için Maide, 5:48'deki kullanıma işaret ederim.

> Ben yoktum vâr ettin

Mevlânâ'dan bilir misiniz, şu mısraları:
"Evvelce biz yok idik, varlık lezzetin tattık,
Uhrevî alemlerden dünyaya adım attık."

> varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bîkarar ettin.

Yine Mevlana'dan:
"Aşk odu evvel düşer ma'şuka, andan aşıka
Şem'i gör ki, yanmadan yandırmadı pervaneyi"

> İnayetine sığındım, kapına geldim,
> hidayetine sığındım, lûtfuna geldim,
> kulluk edemedim afvına geldim.

Gideceğimiz tek merci O...

> Yâr et bize erdirdiklerini.

Kalpler de ancak O'nun elinde...

> Makam-i İbrahim'den Makam-i Mahmud'a erdirdin.

Makam-ı İbrahim için bakınız 2:125 ve 3:97.
Makam-ı Mahmud için bakınız 17:79.

> Serveri asfiyâ kıldın. Hatemi Enbiyâ kıldın.

Benim daha iyi anladığım kelimelerle "safların ve temizlenmişlerin başı" ve "nebilerin sonu" kıldın.

> Muhammed Mustafa kıldın.

Rasulullah (SAV)'in isimlerinin anlamlarını da tekrar hatırlayalım isterim. "Muhammed" yani övülmüş; "Mustafa", yani "seçilmiş ve seçkin". Salât ü selâm, en güzel selam ve ikramlar, saygılar ve hürmetler ona, onun ailesine, sohbet arkadaşlarına, onu görmekle şereflenenlere, ona tabi olanlara...

Ne güzel bir dua...

--

From: UM...@gmail.com
Date: Tues, Dec 13 2005 5:58 am

Güzel duayı ve aynı güzellikteki açıklamasını yeni inceleme fırsatım oldu, ve kendi dualarımdaki en büyük eksikliği gördüm. İlk satır ve açıklaması! Ben dualarıma (ezbere yaptıklarım hariç) hep Peygamber Efendimize (SAV) salâvat getirerek başlardım, hamdü senâyı genelde ortalarda yapardım. Şükretmenin bile bir şükür sebebi olduğunu unutarak...

Ayrıca, Muhammed ve Mustafa isimlerinin anlamlarını da bilmiyordum. Çok güzelmiş. Peygamber Efendimizin bir ismi de Ahmed: "... İsmi semâda Ahmed, yerde Muhammed olan ..." Naat-ı Şerifinden aklımda gelen. Ahmed isminin anlamı nedir?

> aşkınla gönlümü bîkarar ettin

satırını da açıklayabilir misiniz? Bîkarar, karasız demek ama gönlün Tek Gerçek Aşk karşısında kararsız olması ne ola ki? Bilakis, tersi gerekmez mi? Bîkarar kelimesinin başka anlamını bulamadım tdk.org.tr'de.

> İnayetine sığındım, kapına geldim,
> hidayetine sığındım, lûtfuna geldim,
> kulluk edemedim, affına geldim.

Bu satırlarda (gizlenmiş) değişik bir nokta

> Lütuf: Önem verilen, sayılan birinden gelen iyilik, yardım, ihsan, inayet, atıfet (yine tdk.org.tr)

Yani, dua içinde dua.

--

From: AI...@gmail.com
Date: Tues, Dec 13 2005 8:40 pm

> Peygamber Efendimizin bir ismi de Ahmed...Ahmed isminin anlamı nedir?

Önce Kur'ân-ı Kerîm'den bir ayet:

Saff-6: Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.

...ve...Elmalılı Tefsirinden birkaç alıntı:

Burada Ahmed isminin özel bir isim olması da, mânâsı da kasdedilmiş olabilir. Yani adı son derece övgüye layık ve pek güzel demek de olabilir. Zira Hz. İsa'nın müjdelemekle emredildiği Hz. Peygamber (s.a.v)'in bir ismi de Ahmed'dir. Onun Muhammed ismi de Ahmed ismi gibi, aynı hamd maddesinden olarak en güzel ve övülecek ismidir. Mamafih burada Ahmed isminin bizzat kendisinin kasdedilmiş olması daha doğrudur. Nitekim İmam Mâlik, Buhârî, Müslim, Darimî, Tirmizî ve Nesaî Cübeyr b. Mut'im (r.a.)'den şöyle rivayet etmişlerdir. Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: "Benim çeşitli isimlerim vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben toplayıcıyım, insanlar benim ayaklarım üzere toplanacaklardır. Ben mahvediciyim ki, Allah benimle küfrü mahvedecektir. Ve ben sonuncuyum."

Ahmed lafzının övülmekte üstünlük mânâsına kullanıldığı da bilinmektedir. Şayet hamidiyyetten olursa bu durumda "en fazla hamd eden", mahmudiyyetten olursa o zaman da mânâsı, "en ziyade hamd ve medhedilen" demektir. İsim olması durumunda da bu anlamların birinden nakledilerek o isimle çağırılan zât kasdedilmekdedir.

--