Bu Ramazan Farklı Olmalı
Gönderen: A...@gmail.com
Tarih: Pazar 17 Eylül 2006 07:33
Mübarek Ramazan ayına bir hafta kaldı.
Oruç zamanı, Namaz zamanı, Zekat zamanı,
bunların hepsini bize öğreten Kuran zamanı.
Oruç, açlık için değil, yakınlaşmak için.
Namaz, yorulmak için değil, yakınlaşmak için.
Kur'an, okumuş olmak için değil, yakınlaşmak için.
Sadaka, harcamış olmak için değil, yakınlaşmak için.
Çok Özlemiştik Seni, Ey Ramazan!
... ve dua zamanı.
Dua bir haldir.
Kalbin, gönlün arzusudur.
O arzunun acz ile dile getirilmesidir.
"Falan kapıda ekmek dağıtıyorlar"
Bu haber beni hiç etkilemez.
Evimde ekmek var, karnım tok.
Ama üç gündür aç durana öyle mi?
Gider o kapıda saatlerce bekler.
Elleri açık, boynu bükük.
Dua budur işte, böyle olmalıdır.
Aç insanın ekmek kapısında beklemesi gibi.
Ramazan bize bu hali kazandıracak.
"Duanız olmasa Rabbim sizi ne yapsın".
Kul darda kalacak ki halis dua edebilsin.
Kendi kendime bir karar verdim: Bu Ramazan farklı olmalı.
Şimdiye kadar geçip giden bunca benzerlerinden daha iyi olmalı. Nasıl mı? Hem nicelik, hem nitelik olarak.
1. Önümüzdeki Ramazan ayında daha çok Kuran okumalıyım.
Normal olarak günde bir sayfa okuyorsam, şimdi iki sayfa.
On sayfa okuyorsam, şimdi günde bir cüz okumalıyım.
Bu Ramazan, Kuran okurken daha iyi anlamaya çalışayım.
Hem nicelik artsın, hem nitelik.
Yaratan Rabbinin adıyla oku
2. Önümüzdeki Ramazan ayında daha çok namaz kılmalıyım.
Namazın anlamını daha iyi kavramalı, yoğunlaşmalıyım.
Hem nicelik artmalı, hem nitelik.
Namazı Kaçıran
Salât: Eşsiz Yöneliş
Daha iyi bir namaz ve hayat
3. Önümüzdeki Ramazan ayında daha çok infak yapmalıyım.
İhtiyaç sahiplerini daha iyi arayıp bulmalıyım.
Hem nicelik artmalı, hem nitelik.
Görülen ve Ardındaki
Nasıl Vermeli?
Bu vesile ile Tesnim okuyucularından, özellikle Gönül Birliği
faaliyeti yapanlardan, vermek ve infak konularında katkı
bekliyorum. Bu konu grubumuzda pek az konuşulmuş.
--
Gönderen: A...@gmail.com
Tarih: Ctesi 23 Eylül 2006 18:22
> Kendi kendime bir karar verdim: Bu Ramazan farklı olmalı.
Bu dileğimin uygulaması olarak üç konu yazdım:
> daha çok Kuran okumalıyım.
> daha çok namaz kılmalıyım.
> daha çok infak yapmalıyım.
Hem nicelik, hem nitelik olarak demiştim,
"daha çok" yanında "daha iyi" de olmalı.
Kuran'ı daha iyi anlamalıyım,
namazı daha iyi kılmalıyım,
infakı daha iyi harcamalıyım.
Ya oruç?
"Daha çok oruç" olamıyacağına göre, oruçta sadece nitelik önemli.
"Daha iyi oruç" nasıl olacak?
Azlık ile, kıllet ile.
Daha az yemeliyim.
Daha az uyumalıyım.
Daha az konuşmalıyım.
Ramazan ayı hepimize mübarek olsun.
şehru ramadân
Ramazan ayı
ellezî unzile fîhil-qur-ân
ki onda Kuran indirildi
huden linnâsi vebeyyinâtin
insanlara rehber ve apaçık belgeler
minel-hudâ vel-furqân
yol gösterici ve ayırd edici (olarak)
femen şehide minkumuş-şehra felyesumh
sizden bu aya erişen, onda oruç tutsun
Hoş geldin, ey şehr-i Ramazan...
--
Gönderen: S...@gmail.com
Tarih: Pazar 24 Eylül 2006 09:47
Beni çok etkileyen bir anımı anlatmak istiyorum. Sanıyorum bundan 3 Ramazan önceydi. Bir arkadaşım çorbasından tatlısına kadar mükemmel bir iftar yemeği hazırlamıştı. Ben de arabam ile onun evine gitmiştim. Bu yemekleri güzelce arabanın bagajına yerleştirmiştik. İftar vakti yakındı. Daha önceden evlerine bir kaç kez gittiğimiz çok temiz bir aileye iftar için misafir olmak istiyorduk. Bu ailenin annesi Asiye hanım dört kızı ile birlikte seneler önce dul kalmıştı. O zamanlar en küçük kızı iki yaşlarındaydı ve bizim ziyareti yaptığımız günlerde 13 yaşları civarında olan bu kız babasını hiç hatırlamıyordu. Anne çocukları küçük olduğu için ve sağlığı el vermediği için hiçbir zaman çalışma imkanı bulamamıştı. Babadan kalan hiçbir sosyal güvence yoktu. Bir tek bir amcaları vardı köyde yaşayan. O Ramazan'da etrafındaki kişilerden zekatlarını topluyor ve senede bir defa olmak üzere kardeşinin dul karısına getiriyordu bu toplu parayı. Asiye hanım bu parayı bütün bir sene kira, elektirik, su gibi temel harcamaları için kullanıyordu. Amcanın aile için yaptığı diğer bir yardım ise bulgur, nohut, fasülye vs. kuru gıdayı yine köyden getirmekti. Ancak aile için sebze, meyve, et, süt gibi gıdalar son derece lüks gıdalardı. Kızların giyim kuşamı ise çoğu zaman sağdan soldan gelen kullanılmış eşyalar ile karşılanıyordu. Bir keresinde bir konuşmamızda yeni bir kıyafet almanın içlerinde ne büyük bir arzu olduğunu keşfetmiştik ve yüreğimiz gerçekten inanılmaz burkulmuştur.
Her neyse yeniden o iftar gününe dönersek, tam hatırlamıyorum ama sininin üzerinde sanıyorum biraz corba, biraz turşu ve biraz da ekmek vardı. Hemen bu yiyecekleri kaldırıp yerlerine arkadaşımın hazırladıklarını koymuştuk. Ezanın okunması ile beraber de hep birlikte orucumuzu açmıştık. Bütün yemek boyunca güzel güzel sohbet etmiştik. Yemekten sonra akşam namazlarımızı kılmıştık ve ardından demlenen çaylarımızı yudumlamıştık. Bir başka arkadaşım her zaman fakir evinde içilen çayın tadı başkadır der. Bu evde bu farkı biz de çok iyi anlamıştık.
Aslında bu aileden ve bu iftar yemeğinden bahsetmemin asıl sebebi oradan ayrıldıktan sonra arkadaşımın bana söylediklerini size nakletmekti. İftara onun söylediği bakış açısıyla bakmak daha önce hiç aklıma gelmemişti. Bu yüzden o iftar yemeği benim için bir hayat dersi olmuştu. Arkadaşım tam olarak bana şunları söylemişti:
"Daha önceleri oruç tutmamın fakirlerin halini anlamama vesile olduğunu düşünürdüm ama bugün anladım ki, aslında onların halini hiç de tam olarak anlayamıyormuşum çünkü ben gün boyu aç kalırken akşam mükellef bir sofranın beni beklediğini biliyorum. Onlar ise bütün günü akşam iftar sofrasında ne yiyeceklerinin kaygısı ile geçiriyorlar."
Bu cümleler benim için gerçek bir ders olmuştu ama inanıyorum ki, bu tür iftarlar yapmak her insan için apayrı farklı derslere vesile oluyor ve gittiğiniz o eve verdiğiniz o yemekten çok daha fazlasını geri alıp çıkmanızı sağlıyor. Bu yüzden hepinize hiç olmazsa bir defa olsun bu tecrübeyi yaşamanızı öneriyorum. Bence kendi adınıza çıkaracağınız dersler bir ömür boyu hayatınızı etkileyebilecek boyutta olabilir.
--
Gönderen: Z...@gmail.com
Tarih: Perş 21 Eylül 2006 05:47
Her Ramazan'da karşılaşmaya alıştığımız sözümona "dini" tartışmalar üzerine bir yazıyı da paylaşmış olayım:
"...Merhum Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinin en başında vurguladığı üzere bir anlamı da 'eksiltme' olan meallerin elbette pratik faydaları olmuştur. Mealler, İslâmî ilimlerle meşgul olmayan ve de geleneksel dinî yaşantıdan uzak olan kesimlerden dindarlara kadar, toplumun Kur'ân'la temasında etkili olmuşlardır. Yalnız burada dikkat çekilen husus, artık fiilî bir durum olarak işlevini sürdüren meallerin tarihî gelişimi, faydaları, zararları, meşru olup olmaması değildir. *Dikkat çektiğimiz husus, bir tür yorum olan bu 'meal'lerin asıl Kur'ân'ın yerine ikame ediliyor olmasıdır, bu ölçüde de Kur'ân'ın aslıyla bağdaşmayan ve çoğu tercüme farklılıklarına dayanan sanal tartışmaların müslümanların zihinlerini teşevvüşe uğratmasıdır.
Öte yandan, asırlardır Kur'ân'ın özü etrafında şekillenip yerleşen, içerden ve dışardan her türlü ifsat ve saldırıyı göğüsleyen, âdeta Kur'ân'ın lâfzı ve mânâsı etrafında bir zırh işlevi gören sahih Kur'ân 'kültürü' bir çırpıda harcanmıştır. Kur'ân üzerinde yapılan tartışmaların bütün anlam katmanlarını ve geleneksel kavrayışları aşıp doğrudan doğruya tercüme edilmiş lâfızların üzerinden yapılması ve bunu—yukarıda değinildiği üzere—hemen her kesimden müslümanın kabullenerek yapması, en azından sukut ile karşılaması, Muhakemat müellifinin *'lâfızperestlik ve zahirperestlik' olarak nitelendirdiği hastalığın artık iyice yaygınlaştığını göstermektedir..."
http://www.karakalem.net/?article=294
--
<< Ana Sayfa