Pazar, Ekim 01, 2006

Güvenli Şehirler ve Kolay Sevaplar

Gönderen: A...@gmail.com
Date: Sun, Oct 1, 2006 at 3:36 PM


Bugün öğle namazında Eyüp camisindeydim. Selatin camilerine merakımı yakından bilirsiniz. Yalnız, bu cami çok farklı. Diğerleri hep bu şehirde, Istanbul'da. Eyüp camisi, teşbihte hata olmaz, sanki Medine'de. Öyle bir fark hissettim bu ziyaret sırasında.

Namazdan önceki vaazı dinlerken meşhur bir hadis aklıma geldi:
Sahabenin fakirleri Efendimize (salat ve selam ona) gelmişler,"Namaz, Kuran, oruç, zenginlerin bizden bir farkı yok, ama onlar fazladan hayır işliyor" diyerek -adeta- bir eşitsizliği dile getirmişler. Öyle ya, bütün ibadetlerde zengin-fakir arasında hiçbir fark yok. Ama zekat ve sadaka sadece varlıklıların harcı. Durum yoksulların aleyhinde gibi görünüyor.

Hâtemul-enbiyâ, umutsuzların müjdesi, sözü hiç beklenmedik bir yöne çekerek, iyilik yapmanın sadece mali bir ibadet sanılmasını engelliyor, bedava sadaka örneklerini sayıyor. Güleryüzün bile sadaka olduğunu bu hadisten öğreniyoruz.

--

Gönderen: YP...@gmail.com
Date: Sun, Oct 1, 2006 at 8:33 PM


Esasında ecdadın İstanbul'daki Harem'e "Harem" demesi boşuna değil. Bizim şuracıktaki "Harem"i, o diyarlardan bir parça görmek istemişler, öyle temenni etmişler, öyle de saymışlar.

Yazılarınları okuyunca gıptayla karışık benzer duyguları hissettim sanki. Âşık Yunus'un "cân ile" dediği gibi,

Gani Mevlâm nasib etse, varsam ağlayu ağlayu
Medine'de Muhammed'i, görsem ağlayu ağlayu


Medine ilk İslam şehri. Onun toprakları bir medeniyetin kuruluşunun ilk şahidi. Medeniyete ismini veren, medeniyetle ismi anılan şehir. Görebilen göze, her şehirde ondan parça olsa gerek. Eyüp ise kendi payına onun havasından en çok alanlardan olmalı. Dile kolay, son Nebi'nin (salât ve selam ona) ev sahibine ev sahipliği yapıyor.

Öyle ya, bütün ibadetlerde zengin-fakir arasında hiçbir fark yok.
Ama zekat ve sadaka sadece varlıklıların harcı.

Esasında zekatı "zenginlerin mallarındaki fakirin hakkı" gibi görürsek, bu durumda zenginler lehine görülebilen tek durum sadaka kalıyor. Bir yandan, "yarım hurma dahi olsa paylaşmak" belki pek çok fakir için de mümkün. Bu noktada, ehlullahın bize verdiği çok önemli dersler var. Meşhur bir hikâyedir: Çok zengin biri ve çevresindekiler dağ başında bir çobana misafir oluyorlar. Çoban onları doyurmak için elindeki birkaç koyununun hepsini birden kesiyor. Sonrasında zengin adam şehrine döndüğünde, o çobana birkaç yüz koyun birden bağışlıyor. Çevresindekiler itiraz edecek oluyor, "Aman efendim, o sizlere ancak 3-4 koyun kesti, sizse ona 300-400 koyun veriyorsunuz. Siz ne kadar cömertsiniz!"

"Hayır," diyor o zât. "O benden daha cömertti, çünkü o malının tamamını ikram etti. Bense malımın sadece bir kısmından ona veriyorum."

Yoldaki taşı kaldırmak, susuz bir hayvancağıza su vermek, insanlara yardım etmek, gülümsemek de sadakanın kapsamına girince birden herşey bambaşka oluyor. Ne güzel... Yalnız günümüzde enteresan bir durum gözlüyorum. Artık belki eski günler gibi açlık tehlikesi pek yok. En fakir insanlar bile üstlerine başlarına giyebilecek kıyafet bulabiliyorlar. Pazarlarda çok ucuza satılan şeyler olabiliyor. Sosyal yardımlaşma organizasyonları pek çok zor durumdaki insanı en azından açlık tehdidinden koruyabiliyor. Ancak bu sefer de "güvenlik korkusu" iyilik yapma niyetindeki insanları zorlayabiliyor. Geçenlerde başıma çok ilginç bir şey geldi. Beni düşündürdü.

Halam yazın İstanbul'a gezmeye gelmişti. İstanbul'da kalabalıkça bir yerde beraber yürüyorduk. Önde annem, kardeşim... Hemen yan tarafta alçacık bir parmaklıkla kaldırımdan ayrılmış bir park vardı. Parkta çimenler üstünde bir sürü insan oturmuş, piknik yapıyorlardı. Hemen yanımda park tarafındaki orta yaşın üstünde bir kadın, o kısacık parmaklıkları göstererek, "Kızım," dedi "elimden tutar mısın, şurayı geçeyim." Anladım ki, oradan atlayıp, kaldırıma geçmek istiyor. Birden tereddüt ettim. O kolumla çantamı taşıyordum, "acaba kolumu uzatsam, mı" diye duraksayınca, halam hemen kadının elini tutuverdi. Kadıncağız da o yardımla oradan kolayca atlayıp, geçti.

Birden üzüldüm. "Bizi bu hâle ne getirdi?", diye. "İnsanlara güvenimizi ne azalttı?", diye... Şehir hayatındaki güvensizlik duyguları maalesef ki, insanları pek çok iyi davranıştan geri bıraktırabiliyor. Korku galip geliyor, bir güleryüz bile insanlardan esirgeniyor. Dilerim, şehirlerimiz yeniden medeniyetin ve güvenin yerleştiği mekânlardan olsun. Dilerim, yüzlerimiz hep gülsün.

Selamlarımla.